ormancılığın etik temeli
ormancılığın etik temeli

Ormancılık sözlüğünde geçen teknik kelimesi her ne kadar “bonitet” olarak anılsa da, insanın doğayla olan karşılıklı sözleşmesinde “her şeyi baştan konuşalım!” demektir aslında. Bir de ormancılıkta en çok duyduğumuz, anayasal bir kavram vardır: Amenajman! Bütün her şey bunun içinde yazar. Geçmişe ve bugüne bakar, geleceği yazarsınız. Hatta tam olarak sizden sonra doğacak olanlara roller yazarsınız. Bir anlamda sahnemiz orman, senaryomuz amenajman, oyuncuları ise saymakla bitmez. Takvimlerin üçüncü binyıldan sayfalar koparmaya çoktan başladığı şu günlerde, yeryüzüne ağıtlar yakmak yerine, onunla birlikte yaşamanın etik şekillerine dair, geçmişte izler aramak gerek. Bonitet içinse yasal metinlere bir kez daha bakalım. Amenajman Yönetmeliği boniteti “Orman ekosisteminde yetişme ortamının verimliliği” olarak kısaca tanımlanırken, bu bir tür ve bir orman bölmesi için orman ekosisteminin verebileceği ürün miktarı ve üretim gücü anlamına gelir.

Bir ormanı yakından gördüğünüzde, onun gür, zengin ve uçsuz bucaksız hali, evimize aldığımız ahşap ürünlerin, başka ormanlardan geldiğini düşündürebilir. Bu kimi zaman gerçektir. Çünkü hemen hemen bütün ülkeler ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli ağaç türlerinin odunlarını ithal ederler. Ancak masanızın akrabası ağaçları görmek istediğinizde bulacağınız orman da, o yol kenarında hayranlıkla baktığınız ormandan farklı olmayacaktır. Çünkü bonitet, yani yaşam gücü bize belirli bir sınır koyar. Çoğunlukla bir bakışta görebildiğiniz ormana, odun üretimi için yaklaşık on yılda bir gidilir ve ancak belirli çapa erişmiş olanlar, aralardan hasat edilir. 

“Ormanları Bekleyen Doğal Felaketler: Hem Düşman Hem de Yaşam Biçimi!” başlığına göz attıysanız, hangi doğa olaylarının ormanların yaşam evrelerinde başrol oynadığını görebilirsiniz. Bundan bahsederken, sel, yıldırım ve kuraklığa bağlı yangınlar, kar ve rüzgâr kırıkları, böcek salgınları gibi olaylara karşı orman ekosisteminin, bu yaşam gücünü kullanarak nasıl yeniden var olduğuna dikkat çekmekteyiz. İşte bu, bizler için doğa tarafından konulmuş öğretilerin toplamıdır. Orman ekosisteminin en önemli yanı da, geçirdiği evreler ve geliştirdiği yöntemlere aykırı şekilde ondan faydalanmamıza izin vermemesidir. Ondan en çok faydalanma yolu onun kurallarına sonuna kadar itaat etmektir.

Ağaçlar da kendi aralarında inanılmaz bir rekabet sergilerler. Daha çok ışık için dallarını yukarılara, daha çok su ve besin maddesi için de köklerini derinlere uzatırlar. Hatta yine ormanın kenarında yalnız başına, diğerlerinden onlarca metre uzaklıkta bir çam ağacı görürseniz, hemen dallarına, boyuna, gövdesinin şekline dikkat edin. Biz ormancılar o tip ağaçlara “azman yapmış” deriz. Toprak, ışık, su ve besin rekabeti olmadan, kısa boyu, yana yayılan kalın dalları ile kendini hemen gösterir. Hemen az ilerideki sık ormanda ise mesleğimizin duayeni Prof.Dr. Cemil Ata Hocamızın tabiriyle “kurşun kalem gibi” sıralanırlar. İşte bu ormana ormancının eli değmiştir ve muhtemelen en sevdiğiniz kitaplarınızı taşıyan kütüphane de bu ormanlardan üretilip odanıza yerleştirilmiştir. Her ne kadar masif mobilyalar artık hem ekonomik hem de çevresel nedenlerle daha az üretilse de hepsinin kaynağı buraya dayanmaktadır.

Üretim konusunda da bonitet bize farklı açılardan bakmayı zorunlu kılar. Bunlardan biri teknik konulardır. Ekolojik koşullarına, arazi yapısına göre teknik uygulamaların olasılıklarını tartışırız. Bu teknik uygulamalar bize ekonomik verimlilik açısından da fikir verir. Ormanın ana işlevleri arasında saydığımız bu ekonomik fonksiyonun yanında ekolojik ve sosyal fonksiyonları çerçevesinde 10 farklı fonksiyonla da yönetilen ormanlar sınıflandırılmaktadır. Böylece her birinin mevcut durumuna göre uygulamalar tanımlanmakta ve yıllar içerisindeki çalışmalarla sürdürülmektedir.

Nüfus arttıkça, sanayi, tüketim, tasarım gibi birçok konuda da hayat giderek çeşitlenmekte ve karmaşıklaşmaktadır. Türkiye’de 1917 yılında yapılan ilk amenajman planından günümüzdeki ekosistem tabanlı planlamalarına ulaşan, biyolojik çeşitliliğin ormancılıkla bütünleştirilmesi çabaları da, doğanın milyonlarca yıllık gelişimi ile insanlığın her an değişen dinamiklerinin uyumu amacını taşımaktadır. İşte ormancılar, dünyanın her yerinde kendilerine ormancılık için verilen alanlarda mesleklerini yürütürken, bonitet de orman ve insan arasındaki güç dengesini oluşturan anahtar kelimelerden biridir. Doğruyu ve yanlışı temsil eden beyaz ve siyah renklerin kesiştiği yerdeki rengi gri olarak düşünür ve burayı aydınlatan ışığa da “etik” dersek, bu aydınlığın kaynağı olan enerjinin adı da, bonitettir.

You May Also Like

Etik ve ormancılık bir çelişki değil mi?

İnsanın dönüştürücü olarak etkin olmadığı bir yaşam ortamında etikten söz edemeyiz. Çünkü doğadaki hayatın içinde ancak yaşam mücadelesi vardır.

İnsan Çağında Ormancılık

Doğadan bağımsız yaşamayı kentlerde olmak sanarak, yanılgının ilk basamağına adım atıyoruz sanki. Onu algılamak için, önce kendimizden ayırıyoruz. Doğaya kaçmak istediğimizde ise, bunu dağların, ormanların, kıyıların sunduğu uçsuz bucaksız zenginliklerin derinliklerinde arıyoruz.

Ortak bir dil

Aslında ormancılık ve içinde barındırdığı çevre etiği, tam anlamıyla bir iletişim diliydi. Hatta daha ötesinde, “birbirinin dilini anlamak üzerine kurulu ortak bir yaşam”.