Çamlıhemşin
Kadim Belgeseli, Murat ve Ercan’ın Çamlıhemşin’e gidişleriyle beklenmedik bir şekilde orman mühendisi bir filozofun düşünce evrenine seyahate dönüşüyordu. Bu eşsiz ormanın içerisinde yol alırken, bir ıslık sesiyle durakladırlar. Ardından, onları çağıran sese doğru tırmanmaya başladılar. Orman içindeki barakaların yakınında buluştular Çoban Ali ile. Belgeselin konusunu öğrenince, hafızasına kaydettiği bütün anıları paylaşmaya başladı. Kendi günlük hayatından, ayılardan ve en heyecanlısı da Dağ Horozlarından bahsetmeye başladı.
Biraz daha sohbet edince, Çoban Ali de geyikler ve kurtların temsil ettiği dengeyi yeniden keşfetmeye başladılar. Bir Aldo Leopold hikayesi ile daha, karşı karşıyaydılar. Doğada doğru hiç bir zaman değişmiyordu. Aldo leopold de, avladığı anne kurdun gözlerindeki keskin yeşil alev sönerken, “dağ gibi düşünmeye” başlamıştı. Ne de olsa orman yalnızca orman, dağ da yalnızca dağ değildi.
Sal yaylasına vardıklarında, yıllar sonra onları karşılayan bu dağların, ömür boyu unutulmayacak bir hoş geldin manzarası hazırladıklarını görmek, nefeslerini kesmişti muhtemelen.
Atilla Hoca’yla buluştuklarında yıllar önce bu yaylaya geldiklerinde kaldıkları yerleri ve akıllarında kalan anıları hatırladılar. Kadim Belgeseli bu bölümüyle, bir keşif olmaktan öteye, tüm keşiflerin yeniden vücut buluşu oldu.

Bu toprakların insanı ne kadar da özümsemişti doğayla anlaşmayı. Her şeyin bir nedeni vardı, attıkları her adımda.
Bugün birlikte keşfettikleri ve Leopold’ün de dediği gibi: Etik denen şey yazılmaz! Etik, düşünen bir toplumun zihninde gelişir!