Sinan Özcan

Uzman Arkeolog, Anturia Arkeoloji ve Sosyal Çevre Etiği Okulu

Doğayı keşfetmek, insanın bilimsel ve felsefi gelişiminde önemli bir rol
oynamıştır. Sence, hem arkeoloji hem de ikinci işin gereği doğa, insan
zihninden hayatın içine nasıl karışmış çağlar boyu?

Mitler, insana neyin nasıl olabileceği tahmininde bulunma gücünü verir. İnsan bu sayede kendini güvende hisseder. Bu da bir nevi Psikomitolojidir. İnsan çoğu zaman varlığını bilmediği, görmediği ve fark etmediği yapılara göre düşünür ve konuşur. Bireyin bilinçaltını yansıtan rüyaları ise kolektif bilinçaltını yansıtan mitlerdir, mitolojidir. Hiç kimse tabularasa değildir; herkes yapılandırılmış olan dünyanın içine doğar. Kültürel yapılandırma ise mitler ile olur. Mitler, dil, din, ırk, zaman ve mekân gözetmeksizin insanoğlunun var olduğu her boyutta benzer biçim ve içeriklerle tekrarlanır. Mit, öyküden daha fazlasıdır. Bizi içten sarar, taşır, eğer büker, yönlendirir. Mit, geniş anlamıyla, bir antropomorfik evren ve zaman tasavvuru sunar.

Bilimsel seviyede bilgiyi anlayabilmek için büyüsel seviyede ilerlemeye ihtiyaç duyulabilir. Mitleri de farklı bilinç kademelerinin bütünü içinde anlamlandırmaya çalışmak doğru olacaktır. Mitolojileri kullanarak insanların doğadaki varlıklara güç atfettikleri dönemler sürekli anılmıştır. Böyle bir anlayışta doğadaki herhangi bir canlıya zarar vermek de zorlaşır.

Yaradılış mitleri, yeniden doğuş mitlerinde de her şeyin başı ve sonu olan su, evrenin temel maddesidir. 19. yy ’daki ilk mit çalışmaları Comte’un 3 aşamalı tarih felsefesi yaklaşımının teolojik aşamasının fetişist ve çoktanrılı dönemlerine karşılık gelmekteydi. Bebeklikten olgunluğa devam eden kişisel gelişime paralellik arz eden ilkellikten 19.yy Avrupa sanayi toplumu ile doruğuna ulaşan bir toplumsal gelişim çizgisi kabullenilmişti. “İlkel” insanın çağdaş batı bireyi seviyesinde düşünsel yeteneklerinin olması beklenemezdi.

Bu düşünsel yetenekler, ancak kayıt altına alınmaya ve yayılmaya
başladığında daha kalıcı ve yönlendirici olmaya başladı diyebilir miyiz?

Din ve mitoloji ile ilgili ilk yazılı belgeler Sümerlere aittir. Mezopotamya’da ilk kez yazılmaya başlayan mitolojik hikâyeler, Hurriler aracılığıyla Hititlere geçmiştir. Doğu ve Batı kültürleri arasında geçiş noktası konumundaki Anadolu’nun, Hitit egemenliğinde olması, bu edebi ürünlerin onlar sayesinde Eski Yunan Uygarlığına taşınmasını sağlamıştır. Sümerlerde bereket, doğa ve yeniden doğuşla ilişkilendirilen Tanrı Tammuz, ilkbaharda yeniden doğan bitkilerle birlikte yeniden dirilen bitkiler dünyası tanrılarının ilk örneğidir. Bu mitos Tammuz ayinlerinin temelini oluşturur.Antik Mısır’da bu döngü Tanrı Osiris’e aitti. Nil nehri, Antik Mısırlılara yaşam veren kan damarıyken, çöl de çevrelerini saran büyük bir düşmandır. Nil Nehri’nin yılda bir taşması büyük bir ferahlama getirir ve kutlamalarla karşılanır. Su, ölmekte olan toprakların yeniden doğmasını sağlar, insanları besler ve onlara yaşam verir.

İlk zamanlardan beri Osiris, Nil ve tahıl tanrısıdır ve tıpkı Nil gibi, bütün yaşamı beslemiştir. Nil Nehri’nin taşması, kuruması ve yeniden taşması; Osiris’in yaşaması, ölmesi ve yeniden hayata dönmesi demektir. Hititlerdeki mevsim-doğa döngüsü Telepinu ile ilişkilidir. Bu Hitit doğa söylencesi, Tammuz ve Baal mitoslarıyla aynı temayı işler: yeryüzünü verimsiz kılacak şekilde ortadan kaybolan tanrının geri dön(dürül)üşü. Tanrının varlığını tekrar sağlamak ve böylelikle bereketi geri getirmek için yapılan dinsel törenleri kapsar. Doğum, ölüm ve yeniden doğuş çevrimini vurgulayarak doğayı, mevsim değişimlerinin nedenlerini açıklar.

Antik Yunan dünyasında ise Demeter ve Persephone mitosu baharın gelişini, doğanın yeniden doğuşunu konu edinir. Mitostaki temel tanrı ve tanrıçalar olan Demeter, Persephone ve Hades doğadaki yaşam çemberini denetlerler. Persephone’nin annesiyle ya da kocasıyla yaşaması, mevsimleri belirler. Toprak ve bereket tanrıçası Demeter, tarımsal toplumların taptığı Ana Tanrıça Gaia’nın torunu, Kronos’un ve Rhea’nın kızı, Zeus’un da kız kardeşi ve karısıdır. Ölümlülere darı, buğday, arpa ekmeyi, büyütmeyi, biçmeyi öğretir. Demeter ve Zeus’un kızı Persephone güneş ışığını, yaban çiçeklerini sever ve genellikle zekâ ve savaş tanrıçası Athena ve atıcılık tanrıçası Artemis’le birlikte çayırlarda çiçek toplar.

O halde, insan ve doğa ilişkisi doğrudan mitolojinin ve felsefenin ana
öğeleri olmuş görünüyor

Antik dönemlerde insan-doğa ilişkisinin, mitolojide ve felsefede çok fazla yer bulduğunu görmekteyiz. Nitekim batı felsefesinin doğuş noktası olarak kabul edilen ve bazı kaynaklarda Sokrates öncesi filozoflar olarak adlandırılan “Miletos Doğa Düşünürleri” gerçeği-arkheyi, tabiatüstü güçler yerine doğal olguların yardımı ile anlamlandırmaya çalışan düşünürlerdi.“Felsefenin başı sudur. ”diyen biri varsa aslında onun yanılmadığını söylemeliyiz. Bu filozoflardan Thales, her şeyi su ile ilişkilendiriyordu. Her şeyin sudan geldiğini ve suya dönüşeceğini söylüyordu. Ona göre düz bir tepsiye benzeyen yeryüzü, sürekli olarak sonsuz bir okyanusta hareket etmekteydi.

İşte tam da bu noktaya devreye bir diğer doğa filozofu Anaksimandros giriyor ve Thales’in düz tepsi teorisindeki su kütlesini neyin taşıdığını soruyor. İş bu ya, sorular devam etmiş, batıdan batan güneşin doğudan nasıl doğduğunu sorusunu da Thales’e sormuştur. Thales’in teorisini yeterli bulmayan Anaksimandros kendi teorisini ortaya sunmuş ve yeryüzünün merkezi, dayanaksız bir silindir biçiminde olduğunu iddia etmiştir. Anaksimandros’a göre sonsuz miktarda maddenin mevcudiyeti gerekliydi. Bu yüzden onun arkhesi “sınırlı olmayan madde” yani sonsuzluktu. Anaksimenes ise saygıdan mı bilinmez ama ustası Anaksimandros’a çoğu konuda hak veriyordu. Anaksimenes, biraz daha duygusal olacak ki arkhesine bir de “ruh” yani hava katıyor. İnsanı ayakta tutan temel maddenin ruh olduğunu iddia ediyordu.

Bu üç filozofun dediklerine inanmayacak bir kişi ortaya çıkıyordu ilerleyen yıllarda. Bu isim Ephesos’tan Herakleitos. Doğa düşünürlerinin arkhesine karşı çıkıp her şeyin ateşe benzediğini iddia ediyordu. Ona göre her şey, başka bir şeyin ölümünden doğmaktaydı. Zıtlıkları görerek “her şey akar” teorisini ortaya atıyor ve hatta “aynı nehirde iki kez yıkanmak mümkün değildir. ”diyerek arkhesini destekliyordu.

Dünya mitolojisinin çıkış noktalarından yola çıkarak, yaşamın temelini
oluşturan dayanakları, yaşamak ve ulaşmak istedikleri ana değerleri
ifade ediyordu belki de

Türk-Altay Mitolojisinde “her şeyden önce su vardı.” Yunan Mitolojisinde “başlangıçta yalnızca kaos vardı.” Maya Mitolojisine göre “başlangıçta sadece deniz vardı.” İskandinav Mitolojisine göre “önce buz ve ateş vardı.” Japon Mitolojisine göre “başlangıçta yer ve gök birdi.” Mezopotamya Mitolojisinde “önce Apsu ve Tiamat vardı.” Apsu ve Tiamat, tatlı su ve tuzlu suyu simgeliyorlardı. Tüm bu uygarlıkların evren, yaradılış, köken ve varoluş mitosları, doğadaki hâkim oldukları ya da gözlemledikleri; hayatlarının başlangıcı niteliğinde saydıkları olgulara dayanmaktaydı.

BİBLİYOGRAFYA

-Samuel Noah Kramer, Sümer Mitolojisi (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 1999), 132-133

-Ebru Uncu, Demeter Kültünde Mezopotamyalı Ve Anadolulu Unsurlar,  History StudiesVolume 4/1 2012

-Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, (Remzi Kitabevi,13. basım, Kasım 2004).

-DonnaRosenberg, Dünya Mitolojisi – Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi, (Imge Kitabevi, 3. baskı, Ağustos 2003).

-Samuel Henry Hooke, Ortadoğu Mitolojisi, (Imge Kitabevi Yayınları, 1991, 4. baskı, Nisan 2002)

-Jeremy Black, AnthonyGreen, Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü, Tanrılar, Ifritler, Semboller, (Aram Yayıncılık, Ekim 2003)

SİNAN ÖZCAN KISA ÖZGEÇMİŞ

1992 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya gelen Arkeolog Sinan Özcan, Lisans eğitimini Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Arkeoloji bölümünde 2014 yılında tamamlamıştır. Yüksek Lisans eğitimi halen Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde devam eden yazar, Aizanoi Antik Kenti Kazı Bilim Kurulu Heyet Üyesi ve aynı zamanda Anturia Arkeoloji ve Sosyal Çevre Etiği Okulu’nun eğitim koordinatörüdür. Bu okulda turizm potansiyeli geliştirme çalışmaları, kırsal alanda kalkınma ve kültürel miras bilinci oluşturmak adına eğitimler verip ve çalışmalar yapmaktadır. Kırşehir, Mersin, Eskişehir ve Kütahya’da birçok arkeolojik kazı çalışmalarında heyet üyesi ve ekip üyesi olarak görev yapmıştır.

OKUMA LİSTESİ ÖNERİLERİ
  1. Mahmut Özer, “Doğa Etiği”
  2. Azra Erhat, “Mitoloji Sözlüğü”
  3. Seneca, “Doğa Araştırmaları”
  4. Plinius, “NaturalistHistoria”
  5. Carl Hempel, “Doğa Bilimi Felsefesi”
  6. W. K. C. Guthrie, “Sokrates Öncesi İlk Filozoflar ve Pythagorasçılar”
  7. Karl Marx, “Demokritos ile Epikouros’un Doğa Felsefelerindeki Ayırım”
You May Also Like

Yarasalarla İşbirliği – Tarkan Yorulmaz

Bir biyolog olarak sizi yarasalarla ilgili çalışmalara yönelten düşüncelerinizden bahsederek başlayalım. Orman…

İklim Değişikliğine Yeraltından Cevaplar – Prof.Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu

Fiziki Coğrafya alanının önemli isimlerinden ve doktora dönemimin ilk gününden itibaren çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim değerli hocamla iklim üzerine kısa bir söyleşi yaptık. Saatlerce konuşmaktan sıkılmasak da burada bir bakış açısını özetledik birlikte.

İklim Müzakereleri Özelinde 3. Binyılda Etik Anlamda Bizleri Neler Bekliyor?

Yusuf Baybars Öncü Konferans Tercümanı, Hidropolitik Uzmanı Dünyanın gündemini iklim müzakereleri özelinde…