Prof Dr Hakan Yigitbaşıoğlu
Prof Dr Hakan Yigitbaşıoğlu

Fiziki Coğrafya alanının önemli isimlerinden ve doktora dönemimin ilk gününden itibaren çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim değerli hocamla iklim üzerine kısa bir söyleşi yaptık. Saatlerce konuşmaktan sıkılmasak da bir bakış açısını bu söyleşide sizler için özetledik.

Fiziki coğrafya alanının önemli bir ismi olarak kendi bilim dalınızı nasıl tanımlarsınız?

Fiziki Coğrafyayı doğal çevremizi inceleyen, orada gerçekleşen süreçleri ve bu süreçlerin canlılarla olan ilişkilerini değerlendiren, Coğrafyanın bir dalı olarak tanımlayabilirim.

Fiziki coğrafya çalışmalarının kökeni insanın merakı mıydı?

Bütün bilimsel araştırmaların temelinde olduğu gibi, Fiziki Coğrafya çalışmaları da insanın çevresini merakıyla başlamıştır. İnsan evriminde fiziki coğrafya koşullarının büyük bir etkisi olduğu gibi insanın da bu çevredeki olayların nedenini merakı bugünkü gelişmelerin ilk adımları sayılabilir.

Sizin yoğun çalışma alanınız olan iklim olayları ve çatışma, çağlar boyu siyasi haritaları nasıl değiştirdi?

Fransız düşünür Montesquieu bir eserinde ‘İklim imparatorluğu, bütün imparatorlukların birincisidir’ demiştir. Bu saptama çok yerindedir çünkü tarih boyunca iklim olayları toplumları etkilemiştir. Bu etkiler olumlu olabileceği gibi olumsuz da olmuştur. Olumlu etki olarak, son buzul döneminden sonra günümüzdeki Akabe Körfezi’nden başlayarak Basra Körfezi’ne kadar uzanan ve Güneydoğu Anadolu’yu da içine alan “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan alanda günümüze göre daha yağışlı ve ılıman iklim özellikleri hayvanların evcilleştirilmesi ve tarım bitkilerinin kullanılmaya başlanması ile uygarlığın gelişimine büyük bir katkıda bulunmuştur. Olumsuz etkilerini ise özellikle kuraklık dönemlerinde görebiliriz, örneğin Osmanlı döneminde kuraklık tarımı olumsuz etkilemiş ve Celali isyanları gibi toplumsal olaylar ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’ne saldıran Almanya’nın geri çekilmesinde kış koşullarının sertliği de çok önemli bir rol oynamıştır, Almanya savaşı kazansaydı bugün çok farklı sınırlara sahip bir dünyada yaşıyor olabilirdik.

Peki, bu çatışmaları biraz da Dostoyevski’nin meşhur isimsiz kahramanı olan, Yeraltı Adamı’nın dönüşümü gibi, yaşam isteğinden, savaşmaya ve öç alma haline dönüşen bir var oluş davranışı olarak tanımlayabilir miyiz?

Geniş anlamıyla benzetilebilir, insanlık uygarlığı ve sahip olduğu teknolojiyi geliştirdikçe adeta doğaya meydan okur hale gelip daha önceleri doğayla olan güçlü bağlarını koparmaya başlamış ve adeta bir intikam arayışı içine girmiştir.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki ortak konferansınızdan sonra, Warren Eastwood’la çalışmalarınıza dair konuşurken, “polen analizleri, antik yerleşimlerde bulunan ahşap malzemenin üretildiği ağaç türleri gibi bilgiler ışığında geçmişteki ticarete veya doğal kaynaklar üzerindeki insan baskısına dair çıkarımlar yapabilir miyiz?” şeklindeki soruma cevabı: “Sen gelecekten bahsediyorsun!” olmuştu. Sizce gelecek, yeryüzünün ne kadar derinlerinde ve siz bu yolla ne kadar ileriye bakabiliyorsunuz?

Dünyanın oluşum dönemi dışında, oldukça uzun bir zamandır doğal çevremizde oluşan olaylar gerek geçmişte gerekse günümüzde aynı yollarla oluşmaktadır. Günümüzde, geçmişte oluşan olayları, oluşum mekanizmalarını ve sonuçlarını büyük bir doğrulukla saptayabiliyoruz. Anadolu bu konuda çok önemli materyallere sahiptir. Örneğin, uzun zamandır yabancı meslektaşlarımızla beraber çalıştığımız Nar Gölü’nün tabanındaki birikinti son 10 000 yılın iklim verilerini ve çevresindeki bitki örtüsüne ait polenleri saklayan bir arşiv niteliğindedir. Geçmişteki olayların mekanizması gelecekte olacak olayların da projeksiyonunu sağlamaktadır. Ancak, doğal olarak, gelecekteki coğrafi olaylarla ilgili yapılabilecek tahminlerin doğruluğu günümüzden uzaklaşıldıkça azalacaktır.

İnsanlığın kendini en çok suçladığı ve özeleştiri yaptığı Antroposen yani İnsan Çağı, iklim değişikliğinin hangi boyutta bir aktörü? Bir başka deyişle, yeryüzü en son buzul çağından sonra insan etkisi dışında hangi hızla yol alıyordu?

İklim atmosferin oluşumundan beri salınımlar yapmıştır. Jeolojik geçmişteki bu salınımların etkilerini günümüzde bile görebiliyoruz. Örneğin, günümüzden yaklaşık olarak 354 milyon yıl önce başlayıp 292 milyon yıl önce sona eren Karbon Dönemi’nde atmosferde oksijen oranı artarken ekvator çevresinde tropikal iklim koşullarının etkisiyle gür bir vejetasyon ve geniş sulak alanlar oluşmuştur. Bu dönemde dünyanın ortalama sıcaklığı 20⁰ C idi (Günümüzde 14⁰ C’ tır). Yüksek sıcaklık ve oksijen oranı bitki ve hayvan türlerinde hızlı ve büyüme yönünde evrimleşmeyi tetiklemiştir. Gür bitki örtüsünde ölen bitki kalıntılarının sulak alanlarda kömürleşmesi ile bugünkü Taş kömürü yatakları meydana gelmiştir. İklim değişimleri henüz insanın olmadığı dönemlerde bazı canlı türlerinin yok oluşlarına da yol açmıştır. İnsanın evrimleştiği son 2.6 milyon yıl ile yaklaşık 10 000 yıl öncesini kapsayan zaman diliminde ise 20 den fazla buzul dönemi ve bunların arasında sıcak dönemler oluşmuştur. Bu salınımlar doğal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, bu salınımlar binlerce hatta milyonlarca yıl sürebilen sürelerde gerçekleşiyordu. Antroposen olarak adlandırılan ve Sanayi devrimi ile başlayan dönemde ise bu süreç doğal seyrinin çok üstünde bir hızla gerçekleşmiş ve halende devam etmektedir. Yani insan eliyle hızlandırılmış bir iklim değişimi söz konusudur.

İklim değişikliğinin tek aktörü olarak insanı görmek, iklimin doğal seyrindeki insan dışı etkenlerin farkına varılması veya iklim değişikliğine uyumun üstünü istemeden de olsa örtüyor olabilir mi?

Son soruda belirttiğim gibi doğal olaylarla gerçekleşen iklim değişimleri uzun süreler içerisinde gerçekleşmektedir. İnsan eliyle hızlandırılan iklim değişimi için aynı hızla önlem alınmasına gereksinim vardır. Son buzul döneminden sonra binlerce yıl sürebilecek bir sıcak devre içinde olabiliriz ve belki tekrar bir buzul dönemi olacaktır. Ancak, astronomik etkenler dışında atmosfer ve deniz ortamlarına insanın olumsuz etkisi bu süreçlerin gelişimi üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle, iklim değişimi zaten doğal olarak meydana gelecekti şeklinde bir yaklaşım sadece sorumluluktan kaçmaktır. Bu sorumluluktan kaçan gelişmiş ülkeler sadece kendilerine bahane bulmaktadırlar.

Ormanlara ve ormancılığa gelecek olursak, bakımlı, güçlü, verim gücü yüksek ormanların varlığını sağlamak amacıyla ormancılık yapmak, insanın yakın geleceğin iklim ortamına uyumu için ne derecede fayda sağlayacaktır?

İklim değişiminde büyük bir rolü olan ve atmosferde sera etkisi oluşturan CO2 in çeşitli yollarla tutulması çok önemlidir. Ormanlar bu konuda karbon yutağı olarak çok önemli bir konuma sahiptirler. Ancak, günümüzde büyük miktarda karbonu tutma kapasitesine sahip yağmur ormanları gerek tarım alanı açmak gerekse sanayi tesisleri kurmak için hızla daraltılmaktadır. Bildiğim kadarıyla, İsveç ormanlarını iyi kullanan ülkelerden biridir ve orman alanlarını yok etmeden kullanımlarını sağlamaktadır. Japonya da kendi ormanlarını kullanmamaktadır (Başka ülkelerin orman ürünlerini ithal etmektedir ama bu durum başka bir tartışmanın konusu olabilir). Bilimsel ormancılığın iklim değişiminde çok önemli bir yere sahip olacağını düşünüyorum.

Eski çağlara ait elde ettiğiniz verilerden, insanın ormanlarla ilişkisine dair çıkarımlar yapmak mümkün oldu mu?

Ben genellikle İç Anadolu Bölgesi’nde çalıştım. Burası hiçbir zaman tam bir orman olmamıştır. Bu nedenle kendime ait veriler bunun cevabını vermek için doğru adres değil.

O halde sıkça sorulan bir sorudan hatta sorudan öte bir yandan uydudan Anadolu’nun çevresi ile birlikte renkli görünümü ve biraz da Evliya Çelebi kaynaklı inanışla “Anadolu eskiden bir uçtan diğer uca ormandı ve çöl giderek kuzeye ve batıya doğru ilerliyor!” demek çok da gerçekçi değil. Çalışmalarınızın sonuçlarına göre, Anadolu’nun tek doğal ekosistemi orman ekosistemi değil miydi?

Evliya Çelebi’ye atfedilen bu söylem sadece abartıdan ibarettir. Çatalhöyük çevresinde yaptığımız sondajlarla elde ettiğimiz polen verilerine göre günümüzden yaklaşık 9000 yıl önce yine bir bozkır görünümü hâkimdi ancak bu bozkır “Ağaçlı step” olarak adlandırdığımız bir özelliğe sahipti. Özellikle meşe yaygındı. Bununla beraber, nüfus arttıkça hem alet yapımında hem de yakacak olarak kullanılan odun temini için bu bitkiler kullanıldı sonra sıra çevredeki yüksek alanlardaki ormanlara geldi. Ankara’da Ulus semtinde büyük bir Roma hamamı kalıntısı vardır. Bu tarihi alanı gezerseniz oldukça etkileyici büyük bir hamam olduğunu görürsünüz. Bununla beraber, bu hamamı ve suyu ısıtabilmek için her gün tonlarca odun yakılması gerekiyordu.  İç Anadolu günümüzde, Bitki Coğrafyası açısından, Antropojenik step (Bozkır) görünümündedir yani zaten az sayıda ağaçtan oluşan bitki örtüsü insan eliyle ortadan kaldırılarak çalı ve otsu bitkilerden oluşan bir bitki örtüsü geriye kalmıştır. Kıyı bölgelerinde ise özellikle konut, yakacak ve gemicilik için ormanlar yoğun olarak kullanılmıştır. Bugün Lübnan bayrağında Lübnan Sediri amblemi bulunmaktadır ama Lübnan’da sedir ağacı kalmamıştır.

İklim değişikliği açısından diğer ekosistemlerin varlığının önemi nedir?

Düşünecek olursak Dünya olarak adlandırdığımız bu gezegen içinde kapalı kalmış durumdayız ve bugün için başka bir gezegene taşınacak durumda değiliz. Bu nedenle iklim değişimi tüm ekosistemler üzerinde etkili olmaktadır. Özellikle orman ekosistemleri büyük bir öneme sahiptir. Bunun yanı sıra okyanus ekosistemleri de çok önemlidir. İklim değişimi en uzak noktalar olan kutup ekosistemlerinde bile etkilerini yoğun olarak hissettirecek boyutlara ulaşmıştır.

Çalışmalarınızın ihtiyaç duyduğu, veri elde ettiği paleolimnoloji, dendrokronoloji, palinoloji vesaire derken, onlarca farklı bilim dalının birlikte çalıştığı zevkli ve aynı zamanda uçsuz bucaksız bir uzmanlık listeniz var. Bu dalların isimlerini merak edenler için sıralayabilir misiniz?

Öncelikle, Fiziki Coğrafya 4 ana başlık altında araştırma alanlarına sahiptir. Bunları ve beraber çalıştıkları diğer bilim dallarını şöyle sıralayabilirim:

1) Klimatoloji: Meteoroloji ve istatistik ile beraber çalışılmaktadır.

2) Jeomorfoloji: Klimatoloji, Jeoloji (Petrografi, Paleontoloji, Jeofizik, Sismoloji), Tarih, Kartografya, Arkeoloji, Jeoarkeoloji, Kimya, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), Uzaktan Algılama ve bu konuların alt başlıkları beraber çalıştığımız alanlardır.

3) Hidrografya: Limnoloji, Potamoloji, Klimatoloji, Meteoroloji, Oseanografya, Hidrojeoloji sularla ilgili çalışmalarda kullanılan alanlardır.

4) Biocoğrafya: Orman Mühendisliği, Zooloji, Biyoloji, Dendrokroloji, Palinoloji

Son olarak, siz yeryüzünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Çocukluğumda 21. Yüzyılda çok daha iyi bir dünyada yaşayacağımı düşünürdüm ama şimdi o kadar iyimser değilim. Ne yazık ki, tüm dünyada çevrenin hızla kirletilmesi, iklim değişimi, siyasal çalkantılar, nüfus artışı konularındaki olumsuz gelişmeler en azından yakın geleceğin pek parlak olmayacağını göstermektedir. Bu olumsuzlukların etkisi giderilse bile bunun uzun zaman alacağını düşünüyorum. Bizden sonraki kuşakların daha büyük sorunlarla baş etmesi gerekecek.

You May Also Like

İklim Müzakereleri Özelinde 3. Binyılda Etik Anlamda Bizleri Neler Bekliyor?

Yusuf Baybars Öncü Konferans Tercümanı, Hidropolitik Uzmanı Dünyanın gündemini iklim müzakereleri özelinde…

Dialogues on Ethical Education and Global Bioethics: Dr. Henk Ten Have – Chapter 1

At this initial dialogue, Dr. Henk Ten Have tells us his personal journey on bioethics.

Dialogues on Ethical Education and Global Bioethics: Dr. Henk Ten Have – Chapter 2

Henk Ten Have Bioethic Challenge of Pandemic Years It cannot go without…

Dialogues on Ethical Education and Global Bioethics: Dr. Henk Ten Have – Chapter 3

Global Bioethics Approach: Off to next stage for philosophy of bioethics education…