İnsanın doğaya olan yıkıcı etkisi, etki alanı büyük olaylar sonucunda daha çok tartışılmaktadır. Bunlardan biri, geçtiğimiz yıllarda tüm insanları evlerine kapatan COVID – 19 salgınıydı. Gündeme getirdiği ilk eleştiri, yaban hayatıyla olan sağlıksız ilişkisine dayandırılmıştı. Ormancılığın asırlardır koyduğu etik kodların ne derece önemli olduğu, tam da bu dönemde hazırladığım çalışmalara konu oldu. O nedenle rol model olarak seçilen ormancılığın, hepimizin hayatından bir sahneyi içinde taşıdığını anlatmak gerek.

Ormancılık disiplini, önemli bir öğreti olmasının yanında, daha ileri düzey değerlendirmeler ve bakış açıları geliştirir. Ormanı, ağaçların hâkim olduğu bitki toplulukları, ev sahipliği yaptıkları diğer canlılar ve etkileşim alanındaki insan varlığı bütününde değerlendirmek ve buna göre yaşam düzenimizi güncellemeliyiz. Ormancılık kültürünün etiğe dayalı temellerinden, ileri görüşlü bir yaşam felsefesi çıkarmak mümkün. Bu nedenle, her fırsatta önümüze gelen bir gündem olarak, gittikçe daha fazla değer taşıyor. Ormanı felsefe disiplini içerisinde tanımlamak ve onunla ilişkimiz üzerine yeni değerlendirmeler yapmalıyız.

Bir uygulamalı etik alanı olan ormancılık, dünyanın yeni gündeminde özel bir bakış açısı sunuyor. Ormancılığın doğal işleyiş üzerinden aldıkları, dengeli ve ölçülü bir ilişkiyi tanımlar. Bu da, mühendislik disiplinine dönüşen iletişimin, rol model olarak uygulanabilir olmasında, önemli bir özellik.

Sizlere, keyifli bir okuma önermek istiyorum. Daniel Roland Sobota, size bu keyfin anahtarlarını, “Philosophy of Forest – Nature as a “new” task for the humanities.” yazısında sunuyor.

You May Also Like

Ormancılığın Etik Temeli: “Bonitet”

Ormancılık sözlüğünde geçen teknik kelimesi her ne kadar “bonitet” olarak anılsa da, insanın doğayla olan karşılıklı sözleşmesinde “her şeyi baştan konuşalım!” demektir aslında.

Bir Çevre Etiği Öğretisi

“Doğanın kendi işleyişini mesleğe dönüştürmüş olan ormancılık, insanın doğayla etik yaşam şeklinin öğretisidir”

İnsan Çağında Ormancılık

Doğadan bağımsız yaşamayı kentlerde olmak sanarak, yanılgının ilk basamağına adım atıyoruz sanki. Onu algılamak için, önce kendimizden ayırıyoruz. Doğaya kaçmak istediğimizde ise, bunu dağların, ormanların, kıyıların sunduğu uçsuz bucaksız zenginliklerin derinliklerinde arıyoruz.

Etik ve ormancılık bir çelişki değil mi?

İnsanın dönüştürücü olarak etkin olmadığı bir yaşam ortamında etikten söz edemeyiz. Çünkü doğadaki hayatın içinde ancak yaşam mücadelesi vardır.