Bir biyolog olarak sizi yarasalarla ilgili çalışmalara yönelten düşüncelerinizden bahsederek başlayalım.

Orman Yarasaları, farklı ekosistemlerde önemli hizmetleri olan ancak çok bilinmeyen doğanın gizemli kahramanlarıdır. Bu nedenle her gizemli kahraman gibi, yarasalar da ilgimi çekti. Mağaralarda yaşarlar, bütün gece aktiftirler ve diğer memeli türlerine göre küçük cüssesiyle uzun yaşama kabiliyeti taşımaları. Ayrıca ultrasonik ses yayarak yön bulması, kış boyunca uykuda olması da yarasaları memeli türlerinden ayıran ilginç özelliklerdir. Bu da beni bu canlıları daha çok tanımaya itmiştir.

Yarasalar sahip oldukları gizemin gerisinde, doğanın anlaşılmasında pek çok özelliği barındıran, sıra dışı canlılardır.  Örneğin dişileri, erkeklerden aldığı spermleri 6 ay boyunca vücutlarında canlı olarak tutabilirler. Bu özellikleri, insan üreme biyolojisindeki sorunlara ışık tutması bakımından önemlidir. Cüsselerine göre uzun yaşama kabiliyetlerine sahiptirler (yaklaşık 40 yıl). Bu genetik temelleri, kanser gibi önemli bir sorunun çözümünde de dikkate alınmaya başlanan bir konudur. İklim değişikliğinin anlaşılmasında, yarasaların izlenmesine dayalı önemli çalışmalar yapılmaktadır. Yarasaların sahip olduğu kilit rollerin tanımlanmasının önemi büyüktür.

Türkiye’de yarasalar, yerli araştırmacıların araştırma alanı içine 1953 yılından itibaren girmiştir. Bu çalışmalarda, çoğunlukla sistematik ve taksonomik açıdan ele alınmıştır. Yarasaların ekosistemlerdeki rollerinin anlaşılmasına yönelik çalışmalar ise Türkiye’de son bir kaç yılın konusudur.

Yarasaların ekosistemdeki rollerinin araştırılması konusu Türkiye’de ve dünyanın diğer bölgelerinde hangi aşamada?

Dünyada yarasalar çok farklı yönleriyle ele alınmakta ve önemli bilimsel çalışmalara konu edilmektedir.  Yarasaların genetik, fizyolojik, davranışsal özellikleri araştırılmakta yasadıkları ekosistemlerde hangi rolleri üstlendikleri farklı bilimsel tekniklerle araştırılmaktadır. Örneğin, yarasalara radyo vericisi takılarak, hangi orman yapısında beslendiği ve tünediği araştırılmaktadır. Orman alanı içindeki besin kaynakları ve dönemsel beslenme ilişkisi araştırılmaktadır. Türkiye’de maalesef henüz bu konularla ilgili bir araştırma yapılmamıştır.

Ormancılık ve toplum ilişkilerine dair yürüttüğüm çalışmalarda, bu konuyu da ele almış ve sizlerle kurumu bir araya getirmiştim. Akabinde Orman Genel Müdürlüğü ile yapılan protokolle, orman yarasaları üzerine geniş araştırmalara başlandı. Ülke boyutundaki bu çalışmanın önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki aşamanın ekolojik hizmetlere doğru genişlemesi hedefinde ne durumdayız?

Yarasaların ekolojik hizmetlerini anlamaya dönük olarak, dünyada yapılan çalışmaların, ülkemizde de gerçekleştirilebileceğine inanıyorum. Bildiğiniz gibi bunun ilk adımlarını, sizin de kurumsal işbirliği katkılarınızla attık. Öncelikle, Orman Genel Müdürlüğü ile orman ekosistemlerinde biyolojik çeşitliliğin  orman amenajmanına entegrasyonu çalışmalarına başladık. Ardından, Çankırı Karatekin Üniversitesi Yaban Hayatı Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde Orman Genel Müdürlüğünün destekleri ile orman alanlarına yarasa yuvaları yerleştirildi. Böylece, yarasaların ormandaki aktiviteleri, orman böcekleriyle ilişkilerinin anlaşılması için ilk adımlar atılmış oldu.

Bunun yanında, tarım alanlarında da yarasaların zararlı böceklerle mücadelede biyolojik kontrol ajanı olarak kullanılmasına dönük pilot çalışmalara başlanmıştır. Yarasalar, orman alanlarındaki böcek popülasyonunu dengeleyen en önemli türlerden biridir. Onların varlığı, gelecek vizyonumuzda en önemli konulardan biri olarak ele alınacaktır. Orman Genel Müdürlüğü ile özgün ve yaygın etkisi olan çalışmalar yürütülecektir. Ortak çalışmalar arasında, yarasalara GPS vericisi takılması, yuvalar yerleştirilmesi, orman yarasaları ve orman böcekleri ilişkilerinin ortaya konması gelmektedir.

2020 yılının ana gerçeği COVID-19’a dayanarak sık karşılaştığınız bir soruyu burada da tartışmak gerekli sanırız. Kısaca: Yarasalar dost mu düşman mı?

Evet bizimde en sık karşılaştığımız sorulardan bir tanesi bu olmuştur. Ne yarasalar ne de yaban hayatının diğer üyelerine suçlu gözüyle bakmak doğru değildir. Bundan önceki salgılarda olduğu gibi, insanın doğal ekosistemi tahrip etmesi en önemli etkendir. Bunun sonucu olarak da yaban hayatı türleri ve ekosistemleri arasındaki denge bozulmuştur. 

Bunun bir sonucu olarak yaşam alanları değiştirilmiş ve göçe zorlanmıştır. Yarasaların yanında bushmeat olarak satılan yaban hayvan etleri de yarasa yada diğer yaban canlılarının insanla temasını arttırmaktadır. Orman ekosistemlerindeki bu ve benzeri şekilde bozulan denge insana maalesef pahalıya mal olmuştur. Bu bağlamda sorunuzun net cevabı suçlu yarasa değildir bizatihi yaban hayatına kontrolsüz müdahale eden insandır.

Düşman olmadıklarını açıklığa kavuşturduğumuza göre COVID 19 dışındaki gündeminden bahsedelim. Akılda kalıcı sayılarla yarasaları nasıl özetlersiniz?

Bu sorunuz vesilesi ile yarasaları daha çok yanlış bilinen özelliklerine değinerek tanıtmaya çalışmak istiyorum. Öncelikle yarasalar memeli canlılardır. Doğum yaparak üzereler ve yavrular annenin salgıladığı sütü emerek beslenirler. Yarasalar kör değildir gözleri de vardır. Ancak günün karanlık döneminde aktivite gösterdikleri için yönlerini, avlarını ve tüneyecekleri yerleri ultrasonik sesler yayarak bulurlar. Yarasalar kutuplar hariç ve bazı izole adalar hariç dünyanın her yerinde yaşarlar.

Bugüne kadar yaklaşık 1400 türü tanımlanmıştır. Bu sayı memeli hayvanlar içerisinde kemirgenlerden sonra en kalabalık grup olarak yarasaları işaret etmektedir. Yarasalar ağırlıklı olarak böcekle beslenirler. Dünyanın değişik yerlerinde meyve, meyve özü, balık, kurbağa, fare, kuş ve kan ile beslenen yarasa türleri vardır. Dünyada 3 tür kan emen yarasa vardır ve bunların hiç biri ülkemizde yoktur. Sadece Amerika kıtasında yaşarlar. Ülkemizde ise 1 tanesi meyve ile beslenen 38 i böcekle beslenen toplam 39 yarasa türü yaşamaktadır. Bu yarasaların yaklaşık 27 türü tünemek ve beslenmek amacıyla ormanları tercih ederler. Yarasalar tüneme yerlerinde (mağara, terkedilmiş bina, ağaç kovukları, kaya yarıkları vb.) bireysel veya koloni halinde yaşarlar. Türlere göre, onarlı gruplar halinde tüneyen yarasaların yanında, yüzbinlerce yarasa da mağarada ve çatılarda birlikte yaşayabilmektedir.

Her bir yarasa kendi ağırlığının yarısından fazla böcek tüketebiliyor.  Örnek vermek gerekirse Teksas’taki bir mağarada yaşayan 20 milyon yarasanın bir gecede tükettiği böcek miktarı 150 tondur.

İklim değişikliği konusunda yarasalar ve böcekler arasında bir bağ kurmak istersek, yarasalardan yeni bir rol beklenecek midir?

Son dönemlerde yapılan çalışmalar gösteriyor ki yarasalar iklim değişikliğinin sonuçlarının algılanmasında indikatör türlerdir. Bu bağlamda 2019 yılında bir uluslar arası COST aksiyon projesi açıldı. 26 ülkenin katılımı ile Avrupa’da yarasalar ve iklim değişikliği konusu ele alındı. Bu aksiyon kapsamında Türkiye’yi teslim etme ve çalışma gruplarında yer alarak katkı sunmaya çalışıyoruz. Bu çalışmalarda ülkemiz de dahil olmak üzere Avrupa’daki yarasa kayıtları iklimsel verilerle modellenecek. Böylece, gelecek yüzyıl içerisinde iklim değişikliğine bağlı olarak yarasaların nasıl tepki vereceğini ön görmeye çalışacağız. Orman yarasaları ve beslendikleri böceklerin, iklim değişikliğine olan cevapları tahmin edilerek ekosistemlerin korunmasına yönelik tedbirler alınabilecektir.

Çerçeveyi biraz daha genişleterek, doğa ve insan arasındaki etik ilişkiye dair düşüncelerinizi almak istiyorum. İnsanın doğayı koruma çabalarında, kimi zaman iyi niyetlide olsa olumsuz sonuçları olduğunu gözlemliyor musunuz? Özellikle bitki ve hayvanlar üzerinden, giderek büyüyen ve istilacı türlerin artışına neden olan türcülük konusunda nelere şahit oluyorsunuz?

Türkiye, zoocoğrafik konumu itibariye 3 kıtanın kesişim noktasında. Bu durum insan hareketliliği ile birlikte pek çok canlının önemli uğrak yeri olmasını doğuruyor. Anadolu coğrafyası, bu konumu nedeni ile pek çok yabancı türün istilasına uğramış veya insanlar tarafından taşınarak “uğratılıyor”. Pek çok insan, sahip olmak ya da avlamak istediği yabancı kaynaklı türleri, doğal habitatlara bırakıyor. Bu ise habitatlarda istilacı türlerin çoğalmasına sebebiyet veriyor.

İstilacı türlerle mücadele kapsamında önemli adımlar atmaya başlanmıştır. Bu kapsamda UNDP ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2018 yılında istilacı türler ile mücadele başlatmıştır. Özellikle su kaynaklarımızın olduğu alanlarda vatandaşların bilinçsizce türleri göllere, ırmaklara bırakması, su kaynaklarında istilacı bir türün var olmasını sağlamıştır. Bu konularda halkın bilinçlendirme etkinliklerine daha ciddiyetle önem verilmelidir.  İstilacı türler konusunda vatandaşlar ve bütün paydaşlar bilgilendirilmelidir.

Sizce yeryüzü, insan çağında ve bunu etkisiyle farklı bir yapısı olan üçüncü binyılda, nasıl bir geleceğe doğru ilerliyor? Dünyadaki sayısız bilimcinin çabaları, geleceğin şekillenmesinde nasıl bir rol oynayacak?

Antroposen denilen ve son 200 yıllık donemi kapsayan insan çağı, insanın bir jeolojik devir gibi dünyayı etkilediği çağ olarak ifade ediliyor. Bu durum bize insanın doğadaki etkisinin cevaplarının çok uzun süreceğini gösteriyor. İnsan nüfusunun artması, dünyada yer kapma ve yayılma yarışında olduğumuz diğer canlılar açısından kaybedilecek bir mücadeleye işaret ediyor. 

Biz bilim insanlarının çabaları, daha az etkiyle daha üzün sürede, nesiller boyu yaşayabileceğimiz bir dünya oluşturma gayesi taşıyor. Orman yarasaları ve diğer canlı türleri de kendi doğal kimlikleriyle bunu sürdürecektir.

You May Also Like

Sığla Ağacından İlham Almak – Okan Ürker

Yaşayan Fosil Sığla’nın benim korkularımı da bertaraf edeceğini biliyorum. Yani Sığla Ağacı, hepimize rol model olmaya devam edecek.

İklim Değişikliğine Yeraltından Cevaplar – Prof.Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu

Fiziki Coğrafya alanının önemli isimlerinden ve doktora dönemimin ilk gününden itibaren çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim değerli hocamla iklim üzerine kısa bir söyleşi yaptık. Saatlerce konuşmaktan sıkılmasak da burada bir bakış açısını özetledik birlikte.

İklim Müzakereleri Özelinde 3. Binyılda Etik Anlamda Bizleri Neler Bekliyor?

Yusuf Baybars Öncü Konferans Tercümanı, Hidropolitik Uzmanı Dünyanın gündemini iklim müzakereleri özelinde…