O aramızdan biri!
Gezdiğim onca ülkede, gittiğim onca restoranda tattığım lezzetlerin üzerine, bir deneyip bin vazgeçtiğimiz pizzamız, Çavdarhisar’daki üçüncü yılımızda sofraya çıkmıştı. Oklavayla mı? ellerimizle mi? diyerek her gün tartıştıkları hamurla konuşabildiklerini keşfettiler Çavdarhisarlı kadınlar. Ona şekil vermenin yolunu onun isteklerini keşfederek bulmuşlardı.
Gündüz sıcaktan yandığımız, gece kuzine yaktığımız Çavdarhisar yazının, şehirdeki bir restorandakiyle veya yüzyıllardır konuştukları ekmek hamuruyla aynı dili kullanmadığı açıktı. Hamur kabı gün içerisinde bile yer değiştiriyordu, oklavalar merdaneler kimsenin bulamayacağı bir yere saklanmıştı. Ancak çok soğuk günlerde hamuru açılmaya ikna etmeye yarıyordu.
Evden biri gibi olan, huyunu suyunu bildiğimiz hamur, onu tatmaya gelenlere çok şeyler anlatıyordu. Pizzamız de böylece, Çavdarhisarlılar için giderek yaşadıkları topraklara dair bir övgüye dönüşüyor, misafirlerini “Bak enişte! Bu pizza bir tek burada var, başka yerde bulamazsın!” sözleriyle Penkalas kıyısındaki on yedi asırlık et balık pazarı Macellum’a ve Antik Roma’nın Sütunlu Caddesine karşı ağırlıyorlardı.
İlk başlarda “Hocam! Hamuru yazıveren mi?” dediklerinde garip gelse de, gerçekten onlar hamuru eşsiz bir lezzeti yazmak için kullanıyorlar, üzerine mevsimin en güzel ürünlerini yerleştiriyorlardı. Şeker pancarının yapraklarıyla ve keçi peyniriyle yazdıkları pizzanın yanına da, saplarından yaptıkları turşuyu eklemişlerdi. Her biri damağımızdaki tadı bir divit gibi kaleme alıp, şekil veriyordu. Böylece, yarısını boş bıraktığımız tuval, tam bir Ayzanoy tablosuna dönüşüyordu.
“Çavdarhisarlıların Ürettikleri & Bizim Hayalimizdeki Senaryo”.
Aslında sevgili eşim Behiye’yle yaptıklarımız, baştan beri eğlenceli bir oyun.
Neşeli ve çalışkan kadınlarımız ise işin keyfini, “Bu pizzayı yapmayı İtalya’nın neresinde öğrendiniz?” diyen İtalyanlara, “Bu tam da antik Romalı, Ayzanoylu bir pizza! Bizden bir şey!” diyerek sürüyorlar.
Kırsalda yapılan sayısız projenin sırtını dayandığı “kadın ve yöresel yemek” jokerinin, aslında sinek ikili olduğunu ve artık ne kadar büyük bir umutsuzluk sunduğunu, Çavdarhisar buluşmalarımızda defalarca dinlemişsinizdir benden. Konferans başlıklarımdan “Güneşi Örten Gözleme” yazımı daha sonraya bırakıyorum şimdilik. Bizler buralarda bu umutsuzlukları aşalı çok oluyor. Bu serüvende hep birlikte, güne yüzümüzü güldürüp umut verecek bir derin nefesle başlayıp, tatlı bir yorgunlukla tamamlıyoruz.
Bir yerde gerçek turizmden bahsetmek için, asıl kaynak diye adlandırdıklarımızın, orada yaşayanların hayatında yeri olması önemli. Biz bu toprakta değerli olan ne varsa, en değerlisi olan insan emeğiyle birleştirip, hamura yazdık. Onlar ise kendi yaşadıkları bu toprakta, binlerce yıldır yaşayan insanların, kendilerinden bir farkı olmadığını, değerli olanın çevreyle ve birlikte var olmak olduğunu, her gün suya ve una anlatıp, hamura yazıyorlar.
Dr. Murat Yıldız