Antropojenik Ormanlar
Orman ekosistemi ve insan arasındaki bağı tanımlamaya çalışırken, Aldo Leopold’ün turnaları Antropojenik olarak tanımlayışı geldi aklıma. Kırk küsür milyon yıllık Anadolu çam türleri, insanla paylaştığı son çağlarda antropojenik hale gelmiştir. İnsan, ormancılık mühendislik haline gelmeden önce de doğayı taklide dayalıydı. Yıldırımla oluşan yangınlar, rüzgâr ve devrikleri sonrasında, ormanın kendini yenileme yöntemleri, insana örnek olmuştur.
Kısacası ormanlar, tıpkı eskisi gibi kendi süreçlerini işletecektir. Yıkım sonrası geçiş ormanları ile yenilenme süreçlerini yöneteceklerdir. Ormancılık, bilimsel temellere dayalıdır ve bu dengeli yaşamı sürdürmenin tüm yöntemlerini içermektedir. Böylece her geçen gün bütün bilim dalları gibi ve hatta onlarla birlikte gelişmektedir.
Ancak bu görünüm, insan algısı ve beklentisi ile, bu fazda bulunan ormanları bozulmuş orman olarak tanımlamaya itebilir. Bu da onları plantasyona dönüştürme tehlikesi taşır. Yeryüzünde ormanların neredeyse üçte ikisinin bu fazda olduğunu belirten kaynaklar, insanın bu algısıyla ekonomik hareketleri arasındaki ilişkiyi, ormanın genel yapısıyla arasındaki ikilem olarak tanımlar.
Human Ecology dergisindeki geniş makale için tıklayınız.
Bununla birlikte orman ürünlerinin kullanım alanlarını telafi edebilmek için tükenen ve sınırlı kaynaklar daha büyük hedef olacaktır. Örneğin keresteyi kullanmak yerine, daha çok çimento ve taş ihtiyacı oluşacaktır.
Doğaya uygun ormancılık sayesinde ormanlar hiçbir zaman kaybolmayacaktır. Artan ihtiyaç için bazı alanlarda endüstriyel ağaçlandırmalar yapılmaktadır. Bu da aslında mevcut orman alanlarına baskıyı azaltmaktadır.
Burada konuşulması gereken en önemli konu, denge ve ölçülü yaşam kavramıdır. Bunu sağlayacak olan da orman ekosistemi ilkelerini işletmektir.