Ormandaki böceklerin gıyabında konuşurken, onları zararlı sınıflamasına sokmadan başka bir gözle bakmak istiyorum. Orman böceklerini bir iş kolu içinde ele aldığımızda, “orman zararlıları ile mücadele” adı altında bir tehlike sembolü olarak çıkıyor karşımıza. Oysaki temel ekoloji söylemleri, her canlı ve cansızın ekosistemde bir görevi olduğu üzerine.

Öncelikle var olan ekosistemlerin sürekliliğinin sağlanması ve dengesinin korunması tüm insanlık için önemli etkileşimlerden biri ve buna bağlı olarak yeryüzünde bulunan tüm canlılar bu etkileşimde az veya çok önemli rollere sahiptir. Ormancılık açısından baktığımızda da sürdürülebilir orman yönetimi içerisinde yer alan canlı pek çok organizma bulunmakta ve bunlardan böcekler tür sayısı itibariyle en kalabalık grubu oluşturmaktadır. Böcekleri sadece zararlı olarak düşünmek elbette son derece yanıltıcı bir düşünce çünkü böceklerin ayrışmaya, enerji akışına, karbon ve besin döngüsüne, toprak oluşumuna olumlu katkıları son derece önemlidir. Bütün bunların yanında bu küçük canlılar ekolojik çeşitlilik içinde de önemli bir yere sahiptirler ve ormanlardaki doğal dengenin korunmasında ve sağlıklı bir ekosistem değişiminin sağlanmasında gereklilikleri yadsınamaz düzeydedir. Bütün bunların yanında örneğin, orman böcekleri içerisinde oluşturdukları zarar seviyeleri dikkate alındığında önemli bir yere sahip olan kabuk böcekleri küresel olarak ormanları etkileyen en yıkıcı biyotik faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu böceklerin bazı türlerinin epidemi, yani salgın oluşturmaları sonucunda, geniş alanlarda ağaç ölümleri meydana gelmekte, ekosistem olumsuz olarak etkilenmekte ve dolayısıyla ekonomik kayıplar ve ekolojik dengesizlikler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu salgınlar, ormanların verimliliği açısından da büyük bir tehdit oluşturabilmektedir.

Ötücü kuşlardan, sürüngenlerden başlayıp kurt, ayı gibi büyük memelilere ve en tepedeki yırtıcı kuşlara kadar hayvan varlığının ilk kademe protein kaynağı olarak tanımlayabilir miyiz? Yani tam anlamıyla bütün sistemin ateşleyicisi böcekler midir?

Böcekler bünyelerinde yüksek oranda protein bulundurmalarının yanında kalsiyum, demir fosfat, vitamin ve mineral madde de bulundururlar. Av oldukları pek çok hayvanın diyetinde yer almalarına atfen oldukça değerli besin kaynağı olarak değerlendirmek mümkün. Amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve bazı memelilere kritik besin kaynağı sağlamaları açısından önemli oldukları açıkça görülmektedir. Böcekler besin zincirinin en üst seviyesinde değer görür ve ayrıştırıcı olarak da değerli canlılardır.

Besin zincirinde her bir parçanın diğeriyle doğrudan ilişkisi, hangi dış etkenlerle kırılmalara uğruyor?

Bir besin zinciri biyotik bir topluluktaki türler arasındaki beslenme ilişkisinin rekabetçi bir hiyerarşisi olup bir organizma diğer bir organizmayı tüketirken besinlerin ve enerjinin geçtiği doğrusal bir dizilimdir. Bu zincirdeki türlerden bir grubun yok olması ya da yerine vahşi bir türün geçmesi ile besin zincirinde kırılma meydana gelir ki bu durumun devamında diğer hayvanların yok olması ve ekosistemde ciddi dengesizlikler söz konusu olabilir.

Sanayi devrimi denilen ana suçlu imgesinin yokluğunda durum nasıldı? Başka bir deyişle, insan etkisinin olmadığı alanlarda ne gibi etkenler böcek salgınlarına yol açıyor?

Özellikle sanayi devriminden sonra artan nüfus ve sanayileşme ile birlikte, insanların doğal kaynaklar ve özellikle ormanlar üzerindeki artan baskısı atmosferdeki sera gazlarının miktarının artmasına neden olmuştur. Paleoentomoloji alanında yapılan bazı çalışmalara göre yüz milyonlarca yıl önce, daha büyük boyutlu böceklerin varlığı iddiası bulunmakta. Ancak günümüze yaklaştıkça aşina olduğumuz türler ve boyutlar dikkat çekmekte ancak en önemlisi tarih öncesi zamanlarda da böcekler besin zincirinin önemli bir parçası idiler. Doğal unsur olarak böceklerin bulunduğu alanlarda insan etkisi olmaması durumunda doğal denge sağlanacaktır. Ormanlar için böceklerin salgın oluşturması tehlikeli olmaktayken, aksi durumda zaten var olan türler belirli popülasyon seviyelerinde bulunmakta ve kendi devinimlerini sağlamaktadırlar. İklim başta olmak üzere biyotik  yani canlı faktörler, salgın oluşumunu destekleyebilir, zararlıların nüfusunun artması aslında kendi doğal düşmanlarını da tetikleyecek kısa veya uzun doğal denge kendi içinde sağlanacaktır.

Sırada başka bir suçlumuz daha var: İklim değişikliği ve hatta yanı başında işbirlikçisi küresel ısınma! Son yıllarda üzerinde çok durulan ağaç göçü kavramı aslında iklim kuşaklarının kuzeye doğru göçünün bir ifadesi. Böcekler buna nasıl tepki veriyor?

Tüm canlı ve cansız varlıkları ile bir bütün oluşturan, kara ekosistemleri içesinde belki de en güçlü sisteme sahip ormanlar normal şartlar altında aslında kendi dengelerini koruyabilmekte ve bizim bugün zararlı veya yıkıcı biyotik etken olarak tanımladığımız böceklerle bir düzen içerisinde var olmaya devam edebilmektedir. Başta iklim değişikliği olmak üzere uygulama hataları, kirlilikler, nüfus artışları, küresel ısınma gibi aslında insan kaynaklı pek çok faktörün olumsuzluklarından ormanlarda yaşayan bu küçük canlılar da etkilenmektedir. Ağaçlarda uzun sureli strese neden olan bahsi geçen faktörler, böcekler üzerinde olumsuz süreçleri desteklemekte ve dolayısıyla böceklerin popülasyonlarının artmasına, devamında da salgın oluşturmalarına neden olabilmektedir. Geniş yelpazeden bakıldığında ekonomik, ekolojik, sosyal ve kültürel katkıları nedeniyle en değerli varlıklarımızdan olan ormanlarda böceklerin olumsuz etkilerinin artması, salgınlarının risk oluşturması durumda orman varlığının geleceği açısından tehdit oluşturabilmektedirler. Bazı yapılan çalışmalarda böceklerin küresel ısınmaya bir miktar uyum sağlayabilecekleri ve belirli risklerden kaçınabilecekleri belirtilse de özellikle zararlı türler karışık tepkiler geliştirseler iklim değişikliğine bağlı olarak olumsuz etkilerinin katlanarak artacağı inancındayım. Ancak şunu da unutmayalım iklim değişikliğine ve ya küresel ısınmaya zararlı türlerin tepkilerini genellemek doğru olmaz, tür bazında değerlendirmek tahmin yapmak daha gerçekçi olacaktır.

Bu aşamada, kuzeyli orman ağaçları için yeni zararlılar, istilacı türler gibi kavramlardan bahsedebilir miyiz?

İklim değişikliği ile birlikte özellikle ormanların mevcudiyeti ile yayılışlarında önemli bir unsur olan iklim elemanlarında, sıcaklık ve yağışlardaki değişimlerin, ormanlar üzerinde olumsuz sonuçlar oluşturabileceği düşünülmektedir. Nitekim ülkemizde geçmiş yıllarda yaz aylarında artan sıcaklık ve azalan yağışa bağlı olarak, bazı orman ağaçlarında kurumalar ve nihayetinde ölümlerin meydana geldiği bilinmektedir. Bu durum, iklim elemanlarından olan sıcaklık ve yağışlardaki değişimlerin direkt etkisi neticesinde orman ekosistemlerinin zarar görmelerinin yanı sıra ormanların dolaylı olarak da sekonder zararlılara (böcek, mantar vs.) açık hale geleceğini göstermektedir. Aslında iklim değişikliği açısından baktığımızda, yüzyılın sonuna kadar pek çok böcek yaşam alanının yaklaşık yarısının olumsuz etkileneceği tahmin edilmektedir. Özellikle tozlaşmayı sağlayan böcek türlerinin olumsuz etkilenmesi pek çok ekosistem fonksiyonunu etkileyecektir. Bunu yanında kuzeyli ormanlarda yeni zararlılar olup olmayacağı konusunda kesin bir şey söylemek farazi olur. Ancak zararlı türlerin etkinliğinin daha fazla olacağı fikri bana daha yakın geliyor. Populasyon artışlarının kontrolsüz olması ve salgınların ağaçlarda vereceği zararlar günümüzden çok daha riskli olabilir.

Her ne kadar biyocoğrafya kavramı içerisinde ülke sınırlarının çok anlamı olmasa da, Anadolu ormanlarında da böcek popülasyonlarının davranışında iklime bağlı olarak değişimler gözleniyor mu?

İklim değişimi, doğal iç süreçlerin bir sonucu olabileceği gibi, harici zorlamalardan da kaynaklanabileceği için, bu değişimi önceden öngörmek oldukça zordur. Küresel ısınma, insanlık tarihinde şimdiye kadar karşılaşılan en ciddi tehditlerden biridir ve pek çok değişken, orman böceklerinin populasyon dinamiklerini doğrudan etkileyecektir. Zararlı türlerin salgınlarının frekanslarını ve yoğunluklarının etkilenmesi muhtemeldir. Günümüzde de sıcaklık ve nem gibi abiyotik faktörlerin konukçu hassasiyetini etkilediği ve bir salgının gelişimi için hassas konukçu ağaçların geniş alanlarda bulunduğu görülmektedir.

Oluşacak yeni senaryoda, elimizdeki böcek salgınlarıyla mücadele yöntemlerini aynen uygulamak yeterli olacak mı? Ormancılar olarak bu aşamaya nasıl hazırlanıyoruz ve ne tip öngörülerde bulunabiliriz?

Günümüzde dünyada ve ülkemizde doğayı taklit eden, daha vicdani olan ve ormancılığın etik anlayışında kabul gören mücadele uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Zararlı türüne göre değişse de mücadele yöntemlerinden entegre zararlı yönetimi stratejilerinin bileşenlerinden olan tuzaklar ve biyolojik mücadele elbette ki başarılı ve tercih edilen uygulamalardır. Mücadele yapılırken doğal kontrol ajanları ile gerçekleştirmesi, zararlı popülasyonlarını predatör böcekler vasıtasıyla azaltması ile doğayla barışık bir uygulama olan biyolojik mücadele sürdürülebilir olmasının yanında uzun vadeli getirisi açısından önemli olmaktadır. Doğal şartlarda var olan doğal düşman popülasyonu, zararlı türlerin üremesini ve popülasyonunu baskılayabilir, ancak yukarıda belirtiğimiz faktörlere bağlı olarak artan böcek popülasyonlarını kontrol edebilmek zaman zaman zorlaşmaktadır. Belki de kendi elimizle bozduğumuz doğaya yine doğayı taklit ederek müdahale etmeye ve dengeyi tekrar kurmaya çalışıyoruz. Ormancılık alanının tüm disiplinlerinde olduğu gibi orman zararlıları ve mücadelelerinde de içinde ulusal ve uluslararası düzeyde biyopolitik anlayışlar geliştirilmesi ve desteklenmesi ormanların sürekliliği ve sürdürülebilir kullanımları için gerekliliktir. Biz böcekbilimciler olarak en azından şiddeti değişse de olayların aynı sıralamayı izleyeceğini tahmin ederek, bir eylem planımızın varlığından bahsedebiliriz.

You May Also Like

İklim Müzakereleri Özelinde 3. Binyılda Etik Anlamda Bizleri Neler Bekliyor?

Yusuf Baybars Öncü Konferans Tercümanı, Hidropolitik Uzmanı Dünyanın gündemini iklim müzakereleri özelinde…

Dialogues on Ethical Education and Global Bioethics: Dr. Henk Ten Have – Chapter 1

At this initial dialogue, Dr. Henk Ten Have tells us his personal journey on bioethics.

Dialogues on Ethical Education and Global Bioethics: Dr. Henk Ten Have – Chapter 2

Henk Ten Have Bioethic Challenge of Pandemic Years It cannot go without…

İklim Değişikliğine Yeraltından Cevaplar – Prof.Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu

Fiziki Coğrafya alanının önemli isimlerinden ve doktora dönemimin ilk gününden itibaren çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim değerli hocamla iklim üzerine kısa bir söyleşi yaptık. Saatlerce konuşmaktan sıkılmasak da burada bir bakış açısını özetledik birlikte.