etik ve ormancılık
etik ve ormancılık

İnsanın dönüştürücü olarak etkin olmadığı bir yaşam ortamında etikten söz edemeyiz. Çünkü doğadaki hayatın içinde ancak yaşam mücadelesi vardır. Yenen ve yenilen, besin zincirinin birer parçasıdır. Besin zinciri içerisindeki her hangi bir canlının diğerini tüketmesi etik ve ahlak değerlerine dayalı olarak iyi ya da kötü şeklinde adlandırılacak bir davranış barındırmaz. Yeryüzünün milyonlarca yıldaki fiziki değişimleri, buzul çağları gibi iklimsel dönüm noktaları da eklenince, insan öncesi zamanlarda da yok olan birçok canlının izleriyle karşılaşabiliyoruz. Ne var ki kullandığı araçları kendi içindeki bir rekabetle güçlendiren insan, doğanın karşılayabileceğinden fazla bir etkiye sahip olmaya başlamıştır. Buradan bakarak bir ormancılık ve etik yazısını kaleme almak gerektiğinde, ormancılık mesleğini kendi çerçevesi içerisinde değerlendirmek, doğa ve insan arasındaki etik ilişkiyi öğrenmede oldukça faydalı olacaktır.

You May Also Like

İnsan Çağında Ormancılık

Doğadan bağımsız yaşamayı kentlerde olmak sanarak, yanılgının ilk basamağına adım atıyoruz sanki. Onu algılamak için, önce kendimizden ayırıyoruz. Doğaya kaçmak istediğimizde ise, bunu dağların, ormanların, kıyıların sunduğu uçsuz bucaksız zenginliklerin derinliklerinde arıyoruz.

Ortak bir dil

Aslında ormancılık ve içinde barındırdığı çevre etiği, tam anlamıyla bir iletişim diliydi. Hatta daha ötesinde, “birbirinin dilini anlamak üzerine kurulu ortak bir yaşam”.

Ormancılığın Etik Temeli: “Bonitet”

Ormancılık sözlüğünde geçen teknik kelimesi her ne kadar “bonitet” olarak anılsa da, insanın doğayla olan karşılıklı sözleşmesinde “her şeyi baştan konuşalım!” demektir aslında.